Mesela Yarin
Bugun uzun suredir yapmak istedigim seyleri bir bir yaptim, sanki guvercin adimlarla bir merdivenden inercesine..
Once telefonumun alarm tonunu degistirdim. Sonra kac gundur masanin altinda duran cilekes coraplarimi kirliye attim. Senin hediye ettigin, kazagin yanina yakisti bence.
Bloguma komik bir seyler yazdim ve tarihi gecmis bir kac konserve kutusunu kirmizi kartla cope yolladim. Bana hic yuz vermeyen parfumcu kiza bakmadan isin yolunu tutmayi basarabildim. Sonra buyuk amcami aradim, yengemle aralarindaki klasiklesen “buyuk tansiyon yarisi”ni ilgiyle dinledim. Amcamin agzi kulaklarindaydi, cunku yine kazanmisti! Yengemse simdiden rovans icin hazirliktaydi, hayir hayir en hasta oydu.
Alisverise gitmeye gerek duymadim, son zamanlarda evde pek yemiyordum zaten. Sadece cicekleri sulamayi ihmal etmedim, biraz da sohbet ettik tabii, balkonun son dedikodularini dinledim. Mesela gecenlerde zamanindan once sararip dusen bir kac yapragi icin, sigortaya basvuracakmis akasyalar. Ya o devetabani’na ne demeli, burnu havada aycicegine agzinin payini bir guzel verivermismis. Cenesi dusmustu mor menekselerimin, saka maka serpilip guzellesmislerdi de. Sonbahar yaklasmasina ragmen, sanki ikinci baharini yasiyorlardi.
Bu arada, tamam, itiraf ediyorum parfumcu kiza caktirmadan bugun de is donusu bakmistim. Yine farketmedi nasil olsa..
Neyse herseyi bugun yapmamaya karar verdim..
Mesela, seni yarin unutucam.
Belki de haftaya..
Not: Tamamen hayal urunu bir yazidir.
Filed under: Off-Topic | Leave a Comment
Mecburiyet Cesareti
Bazen iki kelime binlerce sayfa kitabı ya da albümlerce fotoğrafı özetler ya işte öyle bir şey “Mecburiyet Cesareti”…
O zamanlar farkında olmasam da ilk kez beş yaşında karşılaşmıştım bu duyguyla. Her çocuk gibi ben de karanlıktan korkuyordum, oysa tuvalete giden yol, karanlık ve köhne
koridordan geçiyordu. Kim bilir kaç tür ejderha, vahşi hayvanlar ve bilinmedik yaratıklar beni bekliyordu o yolda. Oysa batılıların değimiyle “doğa beni çağırıyordu”. Büyüklerden yardım istemek şanıma yakışmazdı, iyisi mi tüm tehlikeleri göze alıp karanlığa girmeli, boyumun yetişmediği lambanın düğmesine basmadan tuvalete ulaşmalıydım. Zordu ama başarabilirdim. Beynimden 2 ye 350 oyla aldığım tezkereden sonra yola koyuldum. Gözlerim ya kapalıydı ya da etraf gerçekten çok karanlıktı. Yavaş ama emin adımlarla ilerliyordum. Koridorun ortalarına geldiğimi tahmin ettiğim bir vakitte, kimliği belirsiz bir dev yolumu kesmişti. Artık durumun heyecanına dayanamayan bedenim, bir süredir içinde biriktirdiği fazlalığı, yer çekimine feda ediverdi. Benimkisi bir çeşit nefs-i mudafaaydı sanırım. Kirpiler bir tehlike anında nasıl atıyorsa oklarını ben de çıkartıvermişti zehirli sıvımı. Ayaklarına sıcak sıvının temas ettiği devin, derin kahkahası ve bir anda koridorun aydınlanmasıyla ne olduğunu anlayıvermiştim. Meğer koridorda çarptığım dev; babam ayaklarına bıraktığım ise bir süredir bedenimde misafir ettiğim gizemli sıvıydı. Olsun en azından yarı yola gelebilmiştim, mecbur kalmasam inanın odamdan hiiiç çıkmazdım..
Şimdi büyüdüm. Artık girdiğim karanlık koridorlar daha uzun ve daha belirsiz. Karşılaştığım devler hiç tanıdık değil. Üstelik onlara çarptığımda güleceklerini de hiç sanmıyorum.
Ama öyle ya tuvaletin rahatlığına ulaşmak için koridordan geçmek gerekiyor, yoksa ya oturma odasında oturur ve biriktirdiğin içinde kalır, ya da olduğun yere çıkartıp, pislik içinde yaşarsın.
İşte “Mecburiyet Cesareti” böyle bir şey..
Filed under: Off-Topic | Leave a Comment
Tags: azim, basari, cesaret, mecburiyet cesareti
Bodrum : 38 Derecelik Yolculuk *
Bodrum’dayim, sahilde yuruyorum, kulagimda radyonun Ege’nin karsi tarafindan getirdigi Yunanca ezgiler, aklimda gecmis ve gelecek. Bugunu dusunme gereksinimi duymuyorum, karnim az once yaptigim halis muhlis Turk kahvaltisinin doygunlugunda.. Iste Bodrum Kalesi tam karsimda 500 yildir benim gelmemi bekliyor gibi kucak aciyor bana. Bir cirpida atiyorum kendimi kalenin icine. Gecmis zamanlardaki heybetli sovalyelerin girisi kadar zorlu olmuyor benimkisi, sadece bilet almak yeterli.. Zaten bu gunesli Cumartesi sabahinda kalede uyuklayan gorevliler ve tamirat yapan isciler disinda bir tek ben varim. Havada ucusan anilar carpiyor saclarima kalede gezindikce. Dogrusu yaslaniyor olmaliyim, eskiden olsa pek ilgimi cekmezdi boyle yerler. Simdi bulundugum yerden Bodrum manzarasina bakarken, 500 sene once bir sovalyenin ne hissettigini dusunmek heyecan veriyor.”Burada
yapacağınız bir gezi, sizi umutlarını Anadolu kıyılarında batarak kaybetmiş antik çağ gemicilerinin yaşadığı zamanlara ya da Karanlık ortaçağ döneminin şovalyelerinin yaşamlarını tükettiği ve Dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleum’un taşlarından var ettikleri Bodrum Kalesindeki izlerini takip etmenizi sağlayacak.” diyordu muze yetkilileri. Haksiz sayilmazlardi da hani..
Bodrum Kale gezisinden sonra yerel kahvehanede icilen demli cay istahimi aciyor. Sahilde turlamaktan kendimi alamayip gozume bir kumrucu kestiriyorum. Bilmeyenler icin kumru, icinde sucuk, salam gibi kahvalti sofralarimizin vazgecilmez lezzetlerini kasarin ve tursunun evsahipliginde bulusturan bir Ege yemegi. Adi daha cok Izmir’le anilsa da tum Turkiye’de bulmak mumkundur.
Sokakta bir kac amcayla ayak ustu muhabbetten sonra Zeki Muren’in evinin de buralarda oldugunu ogreniyorum.Muzeye cevrilmis bu evde benim hic tanimadigim ama ulkemde cok unlu olan bir sanatciyi tanima sansina sahip oldum. 30-40 yil once, hem de Turkiye’ye mal olmus bir insanin yasadigi yeri gezmek cok keyifliydi. Ustelik Bodrum, Ankara’dan sadece 1 saat ucus mesafesinde, ulasilmasi kolay bir yer..
Ne var ki -19 dereceden +19 dereceye yaptigim 38 derecelik yolculuk aslinda kucuk bir macerayla baslamisti. Annemin lezzetli yemekleri gozlerimi kör etmis, gidis biletimin saati ile donus biletimin saatini karistirmistim. Ustelik biletime defalarca bakmama ragmen sarmalar adeta beynimi bloklamisti. Neyseki ucusumdan yaklasik 1,5 saat sonra gittigim havaalaninda ucagi kacirmis olmanin getirdigi moral bozuklugunu atlatmam kolay oldu. Sansima bir baska havayolunun 45 dakika sonra bir ucusu vardi. Bilet ofisine kosup yeni bileti alip check inden gecmeyi isik hizinda basarip, ucaktaki yerimi aldigimda coktan kendi kendime dalga gecmeyi bitirmistim bile. Oyle ya hayat biz baska planlar yaparken gerceklesen seylerden ibaretti, neyseki ucuz atlatmistim.
Kalede ve sahilde, kah gunese dik dik bakarak, kah bir sokak kedisi kadar umarsizca gecirdigim Cumartesi’yi, sahilde canli muzik dinleyerek noktalandirmistim.
Pazar sabahi guzel bir Ege kahvaltisindan sonra oglene dogru denize karsi hayallerim, dusuncelerim ve ben “fika” yapmak icin soz verdigimiz yerde, deniz kiyisindaki salas kahvede yerimizi almistik. Esen ruzgara aldirmadan t-shirtle oturuyor olmam, etraftakileri sasirtsa da ben kutuplardan yeni gelmis biri olarak, en azindan bana gore yazin keyfini cikariyordum. Fikalarin vazgecilmez icecegi olan kahvem Isvec’te alisilagelenin aksine garson tarafindan tazelendikce, okudugum derginin sayfalari da bir bir cevriliyordu. Kulaklarim arasida sirada yan masadaki genclerin Ege aksanli konusmalarina takiliyordu:
- Beni bak, ben sene oraya gitme dimedim mi? (Bana bak, ben sana oraya gitme demedim mi?)
- Gitmeeecem de ne ediveeecem gari? Gitsem nolcekki? (Gitmeyecegim de ne yapacagim? Gitsem nolcakki?)
- Hadi gali, bi daha demeyiveecem ha. (Hadi artik, bir daha demeyecegim ha).
Ege sivesi o kadar guzel ki, oturup yan masadaki tartismayi tum gun dinleyebilirdim. Bu arada hafifce esen ruzgar gunluk hayatin tum problemlerini Ege’nin serin sularina gomuyor, uzak denizlerden bana yeni umutlar fisildiyordu.Bir kac kahve ve kulak kabartilan yan masalarla aksami etmistim. Sahil yolu ve yuruyuse cikmis Bodrumlular aralarina katilmam icin beni bekliyordu. Onlari daha fazla bekletemezdim.. Denizin dibindeki masami terk ederken, okudugum dergiden aklimda su cumleler kalmisti. “Ask ve olum ogrenilemez. Ikisine de yakalaniriz”.
2011′de saglik, ask ve basariya “yakalanmaniz” dilegiyle..
* Stockholm’de Turkce yayin yapan yerel bir dergi icin yazdigim yazim.
Filed under: Personal | Leave a Comment
Tags: bodrum, gökhan dogan, stockholm, turkiye yaz
It is no surprise that most of the countries in the world are already shutting down the analog TV signals (ASO) and moving to the digital world. DVB-T standard has been the most welcomed one so far, whereas lately we have started to see trials in a few countries for using the brand-new DVB-T2 standard.. Before we move on, the question is:
What is the Analog Shut Off (ASO) anyway?
On a very basic level, it is all about more efficient usage of the limited available frequency on the air. Using the digital signals for TV broadcasting, there will be many benefits such as more TV channels, freed frequencies that could be used for other purposes and so on. Please refer to my post for more information regarding the digital dividend.
Commercial Requirements of the DVB-T2 Standard [1]:
- T2 transmissions must be able use existing domestic receive antenna installations and must be able to re-use existing transmitter infrastructures.
- T2 should primarily target services to fixed and portable receivers.
- T2 should provide a minimum of 30 % capacity increase over DVB-T working within the same planning constraints and conditions as DVB-T. (Side Note: Provided almost %50 capacity increase in the UK during the trials.)
- T2 should provide for improved single-frequency-network (SFN) performance compared with DVB-T.
- T2 should have a mechanism for providing service-specific robustness; i.e. it should be possible to give different levels of robustness to some services compared to others. For example, within a single 8 MHz channel, it should be possible to target some services for roof-top reception and target other services for reception on portables.
- T2 should provide for bandwidth and frequency flexibility.
- There should be a mechanism defined, if possible, to reduce the peak-to-average-power ratio of the transmitted signal in order to reduce transmission costs.
Architectural Model:
Benefits:
Since I work in the sales department, I always concentrate on the benefits on the technologies keeping in mind the cool features. The benefits can be listed as the following:
- Almost %50 gain in capacity (from 24.1 Mbit/s to 36.1 Mbit/s)
- Offers greater tolerance of multipath and impulsive interference
- Improved SFN performance
- No need for changing the already-installed antennas
Adoption of DVB-T2 in the World
Some countries in Europe such as Italy, Turkey, Serbia, has already made some announcement about deployment of DVB-T2 network. Some trials should also take place in Germany, Spain, Sweden and Austria. [2] Well, we will see how it goes with the trials and how much it will adopted all over the world. If you have something to share, please don’t hesitate!
References:
- “(DVB-T2) Digital Video Broadcasting (DVB) Implementation guidelines for a second generation digital terrestrial television broadcasting system”, DVB Document A 133, December 2009
- http://www.enensys.com/technologies/dvb-t2-overview.html , Last accessed 7 April 2010
Filed under: Technology | 4 Comments
Tags: dvb-t2, dvb-t2 standard, dvbt2, sweden dvb-t2, turkey dvb-t2
In this post I am going to share with you my experiences while applying for the U.S tourist visa here in Stockholm.
Document Requirements:
The following are the documents that the U.S embassy requires from those people who have a job and will finance their trips themselves. If you are in a different situation, please refer to US Embassy Stockholm website:
- Valid Passport: I think this is pretty obvious. Just be sure that you have no cracks in your passport.

- One Photograph: The photograph is a little bit issue as U.S passport photo requirements are very strict. (see http://stockholm.usembassy.gov/photo_req.html) I would recommend “Foto Aspkrans” in Zinkensdamn. Costs 180 SEK for two photos out of which you will use.
- Original Receipt: There is an application fee of 1050 SEK which you need to pay. The best way to pay is to go to your own bank and pay it there as you need a receipt that has your name and details on it.
- Electronic DS-156 Application Form: This is provided on the website.
- Completed DS-157 Application Form: Same as above (Ibid.)
- Envelope: You need stamps worth 65 SEK. Just go to a “Posten” office and ask for it. Suprisingly it costs 65 SEK
- Personbevis: The type of personbevis that is stated on the Embassy’s website can only be ordered via telephone or at any “Skatteverket” branch (Call 0771‑567 567). I personally ordered on the phone but didn’t receive it in a week so I went to the Skatteverket office at the city and got it there immediately.
- Proof of Finance: While paying for your application fee, you could also ask for a bank statement showing the actual amount in your account.
- Employment Letter: I got a letter from our HR Department that I have a permanent job and am on vacation at the respective dates of the trip.
- Travel Plan: I didn’t have any travel plan but I had already bought my return tickets to N.Y so it counts as a travel plan.
- Invitation Letter: I didn’t have any invitation letter either as I am organizing the trip on my own although I will meet my friends there as well.
Associated Costs:
- Application Fee: 1050 SEK
- U.S Passport Size Photo : 180 SEK
- Stamps : 65 SEK
- Return Ticket (Stockholm-New York) : ~4500 SEK (if you buy well in advance)
My Own Application:
So I applied for my visa last week the day before the Eastern holiday. I had to spend almost 2 hours at the U.S Embassy Stockholm waiting in the line but eventually talked to the consulate officer and she requested the transactions in my bank account for the last 6 months as an extra document. She was probably suprised by the fact that I have just been working for the last 10 months and will finance the trip myself. Anyways, I got the document from the bank, scanned it and e-mailed it to the Embassy. They will probably process my application during this week.
I will update my status when I hear from them. Good luck with your applications and give me advices if you have some!
Filed under: Off-Topic | 4 Comments
Tags: apply usa visa in stockholm, non-immigrant visa, u.s visa, usa non-immigrant visa, usa visa in stockholm
Recent Entries
- Mesela Yarin
- Mecburiyet Cesareti
- Bodrum : 38 Derecelik Yolculuk *
- A Quick Look at the DVB-T2 Standard
- Applying for the U.S Tourist Visa in Stockholm
- Singing with Friends – Domuz Gribi
- Digital TV Transmission
- Knowing a Winning Business Idea When You See One
- IBC 2009 – Amsterdam
- Second Period of My Life
- Twitter: I am still alive, open the coffin!
Categories
- Business (20)
- Master Programme (7)
- Off-Topic (67)
- Personal (9)
- Technology (3)
Archives
- October 2011
- March 2011
- April 2010
- January 2010
- November 2009
- October 2009
- September 2009
- June 2009
- May 2009
- April 2009
- March 2009
- February 2009
- January 2009
- December 2008
- November 2008
- October 2008
- November 2007
- September 2007
- August 2007
- July 2007
- May 2007
- April 2007
- February 2007
- January 2007
- November 2006
- October 2006
- September 2006
- July 2006
- June 2006
- May 2006
- April 2006
- March 2006
- February 2006
- January 2006

